Yıllar sonra yeniden buluşmaların heyecanında bu hafta kapısını çaldığımız isim sevgili Deniz Çetin oluyor.
Kendisi ile ilk buluşmamız yirmi yıl önce gerçekleşiyor. İlk albümü “Utanır İnsan” o dönem Aykut Gürel düzenlemeleri ile karşımıza çıkmıştı ve usta müzisyenlerin katılımı ile gayet de başarılı sonuçlar vermişti. O tanışmamız öncesi üç yıl Güney Kore’de ve devamında İsveç’te yaşadığını ve müziğe duyduğu ilginin yanında bir yandan da hukuk eğitimi aldığını öğreniyoruz. Bir yandan bu eğitimi alırken bir yandan da sözler yazmaya, besteler yapmaya başlaması ile ve bunların bir bir hayata geçmesi ile birlikte iki tarafa da yetişmeye çalışmış ama tüm bunlar olurken de popüler bir yerde durmayı da istememiş. O tarihten bugüne kadar da belki de bu sebepten neler yaptığına dair çok fazla bir bilgi sahibi olamamışız ama o üretmelere devam etmiş ve arada şarkıları ile yeniden buluşmuş dinleyicisi ile.
Geçtiğimiz günlerde gelen bir bülten yeni şarkısını müjdelediğinde işte tam da tüm bu süreci düşündüm ve hepsini bir bir kafamda sıraladım ve kapısını çaldım. Çoşkuyu ve hüznü bir arada barındıran yeni yaz şarkısı “Bas Gaza” sözü ve müziği kendisine ait olurken günümüzde çok tartışılan yapay zeka ile tamamlanmış bir şarkı ve bu durumu da desteklediğini de ifade ediyor söyleminde. Bu yeniden dönüşünü ve yeni şarkısını elbette her zaman olduğu gibi dünden bugüne yolculuğunu dinleyelim istedim ve kendisi de bizi kırmadı, sorularımı tüm içtenliği ile yanıtladı. Kendisine ve bu güzel buluşmaya vesile sevgili Mine Ayman’a bir kere daha teşekkür eder yakın zamanda yeniden bir araya gelebilmeyi dilerim.
Kadri Karahan / Editörün Notu
Küçük yaşlarda müziğe başladığınızı ve annenizin müzik öğretmeni olmasından dolayı oluşan kulağın devamında sizi gitarla tanıştırdığını öğreniyorum. O süreçte kendi şarkılarınız hayata geçiyor ama bir yandan da bana ilginç gelen bir durum var ki küçük yaşlarda farklı ülke geçişlerinde farklı kültürlerden de beslendiğiniz oluyor. O ilk yılları, notaları konuşalım istiyorum öncelikle, ilk adımlarınızı, ilk heyecanınızı?
Müzik seven bir aileyiz. Doğumdan itibaren evde hep bir şekilde müzik vardı, ya dinlenirdi ya çalınırdı. Hem kardeşimin hem de benim müziğe eğilimli olduğumuz küçük yaşlardan belliydi. Fakat işi sonraki aşamaya taşıyan 14-15 yaşlarında gitar ile tanışmam oldu. İlk kuzenler arasında başladık çalmaya. Sonra ben gitara daha önem ve anlam vererek kendimi geliştirdim ve ilerlemek için çaba gösterdim. İlk seneler öğrenmekle geçti fakat sonrasında beni asıl heyecanlandıran ve şevk veren şeyin kendi bestelerimi yapmak olduğunu anladım. Bu bende bir özgürlük ve keşif duygusu yaratıyordu. 19-20’li yaşlarımda artık yaptığım besteler oldukça olgunlaştı ve bu işin ciddi olabileceği ortaya çıktı.
Çocukluğumda ve gençliğimde iş meselelerinden ötürü yurt dışında bir kaç yıl geçirdik. Bu yıllar bize farklı ve renkli deneyimler kazandırdı. Gelişimime katkısı oldukça büyüktür.
Daha sonra enteresan bir şekilde hukuk fakültesinde devam ediyorsunuz eğitiminize ama bir şekilde müzik yakanızı bırakmıyor ve müzisyenlik ile avukatlık arasında bir gitme gelme hali oluşuyor. Bu durum nasıl dengeleniyor o yıllarda ve bugünlerde de hala aynı durum geçerliliğini koruyor mu peki?
Müzik sektörüne girmek o sıralar yabancı bir konuydu. Bulunduğum çevredeki, okuldaki insanların gidiş yönü az çok belliydi. Hukuk fakültesine girdim ve bitirdim, ama müzik hayatımda hep oldu. Yaptığım besteler hep benimleydi. Bu ikisi farklı kutuplar, ilk başta ben de pek bağdaştıramıyordum ama anladım ki ikisi de benim. İkisi de bende ve alakasız değiller, hayatım içerisinde aslında birbirlerini tamamlıyorlar. Şu an Ankara’da yaşıyorum, ne yapıyorsam kendi olanaklarımla, kendi çevremle ve kendi şarkılarımla yapıyorum.
2006 yılına geldiğimizde ilk albümünüz hayata geçiyor. Aykut Gürel düzenlemeleri ve Gürol Ağırbaş, Erdem Sökmen, Volga Tamöz, Cem Tuncer ve daha birçok ismin düzenlemeleri ile. Albüme adını veren “Utanır İnsan” o dönem büyük ses getiriyor anımsıyorum ve hala da popülerliğini koruyor. Bu ilk albüme nasıl yol alınıyor, bir ilk çalışma olarak böylesi önemli isimlerle yola çıkmak sizin için nasıl bir heyecan oluyor?
Şarkılarımın iyi olduğunu biliyordum. Utanır İnsan albümü döneminde İstanbul’da yaşadım. Demolar hazırlıyordum ve bestelerimi profesyonel olarak müzik sektöründe değerlendirebilmenin yollarını arıyordum. Farklı görüşmelerden sonra o dönemki yapımcı ile albümü çıkarma kararını verdik. Güzel günlerdi, heyecanlı ve farklı günlerdi. Özellikle radyo kanalları sağ olsunlar çok çaldılar, kendi istekleriyle çaldılar şarkıyı. Şarkı insanlara ulaştı.

Bu ilk albüm CD formatının da yanında kaset olarak da çıkmıştı. Derken devamında artık CD’lerde olmayacaktı ve bir sonraki sizinle ilk buluşma “Aşık Kalacak mısın” ile artık dijital süreçte sizinle buluşacaktık. Bu ilk albüm ve şarkılarla başlayan tanınılırlık hali nasıl devam etti, mesela o dönem yakalanan popülerlik sizi nerelere taşıdı, nasıl anlar, anılar biriktirdiniz. Ve her şey güzel ve verimli giderken ki bir daha ara vermeyeceğim derken sonra neler oldu mesela?
O dönem tabi ki daha yaşım gençti, toy ve tecrübesizdim. Daha pişmem gerekiyordu, benim için yeni ve farklı süreçlerdi. Açıkçası daha zamana ihtiyacım vardı fakat hem Utanır İnsan süreci hem de Aşık Kalacak mısın süreci, kısa süreçler oldu. Devamı getirilmeyen süreçler oldu. 2 defa gerçekten bütün gücümle ve bestelerimle sektörde yükselmeye çalıştım fakat elimde olmayan koşullar lehime gelişmedi. Daha çok çalışmak, daha çok üretmek konusunda çok kararlı ve azimliydim fakat hem deneyimsizlik hem de elimde olmayan başta ticari şartlar, lehime çalışmadı.
Popülerlik konusunda evet o dönem insanlar hemen hemen her yerde beni tanıyorlardı, fakat amacım tanınmak değildi, hiç bir zaman olmadı, amacım besteleri paylaşmak, besteleri konuşturmaktı. Amaç hala bu.
Geçtiğimiz günlerde bağımsız bir şekilde yeni şarkınızla karşılaştık: Bas Gaza. Ama ben bu vesile öğrendim ki bir öncesi de “Ramço” yayınlanmış. Bir şekilde o ilk albümlerden de bağımsız yepyeni bir yola geçiş yapılmış doğru mudur, bu yepyeni sayfada yapay zekayı eklemişsiniz hayatınıza ve şarkılarınıza. Bu geçişe, bu sürece nasıl adım attınız?
2011 yılında 9 yıllık İstanbul sürecini bitirip Ankara’ya dönüş yaptım. O zamanlardan beri müzik olarak ne yaptıysam kendim yaptım, kendi olanaklarımla yaptım. Bir çok şarkı yaptım o zamandan bu yana, Youtube ve İnstagram hesaplarında bulunabilir hepsi, “Sahilde”, “Simsiyah bir Kalp” “Senin gibi” bu şarkılardan bazıları. Doğruyu söylemek gerekirse bir süredir yeniden stüdyoya girip, bir şarkı yapmak için o eski rutinlere giresim gelmiyordu. Geleceğinden de emin değildim, çünkü bu benim açımdan gerçekten emek, zaman, sabır ve bütçe isteyen bir iş. Bir de üstüne klip çekilecekse zaten başlı başına bir olay bu. İşte tam bu noktada yapay zeka ile tanıştım. Hızlı oldu tanışmam, seri yol aldım. Söz-beste zaten bana ait şarkılarımda. Nasıl çalınması, düzenlenmesi gerektiğini de biliyorum. Teknik kısımları yapay zekaya talimat olarak girerek ve uygun bir bütçeyi de bu işe ayırarak elde ettiğim sonuçlar beni tatmin etti. Sonuç beni tatmin etmeseydi “Ramço” ve “Bas Gaza” şarkılarını yapmaz, paylaşmazdım. “Ramço” biraz mizah ve hiciv öğeleri içeren çoşkulu bir şarkı oldu. “Bas Gaza” şarkısı da yaz ruhunu çok güzel yansıtan, hem yaşama isteği veren hem de ufak bir melankoli hissettiren güzel bir şarkı oldu. Ben bu şarkıları dinlerim dedim, insanlar neden dinlemesin.

Müzik dünyasında en başından beri tartışılan yapay zeka olayına aksine siz pozitif bir bakış açısı getirmişsiniz. Bunu bir sakınca gibi değil de hayat akışı içinde bir olmazda olmaz olarak düşünmüş ve rotayı buradan devam ettirmişsiniz. Bir kere de sizden dinlemek istiyorum. Artıları neler oldu, eksileri varsa size göre onlar neler olabilir. Bu durum önümüzdeki şarkılarda da böyle devam edecek midir?
Artık asla stüdyoya girmem tabi ki demiyorum. Fakat teknolojinin sunduklarını da reddedecek değilim. Neticede stüdyo da bir teknoloji, yapay zeka daha yeni bir teknoloji. Yeniliklerin tabi ki insanların hayatlarına girmesi zaman alır, fakat söz konusu teknoloji ise bunu reddetmenin bir anlamı yok diye düşünüyorum. İnsanlar cep telefonu kullanmayı da reddedebilirler ama bu ne kadar kolay bir hayat olur? Yaptığım şarkılar konusunda benim içim rahat çünkü biliyorum ki söz ve müzik bana ait. Şarkıların çıkış noktası benim ve bir sanatçı olarak şarkılarım benim estetik kaygıma uygun olmadıkça ben bunları zaten paylaşmam, arkasında durmam. Benim durumumda eskiden şarkının yüzde ellisini ben, yüzde ellisini başka insanlar yapıyordu. Şimdi ise şarkının yüzde ellisini yine ben, yüzde ellisini ise yapay zeka programlarına, ben kendi talimatlarımla yaptırıyorum.
Peki gerek dünyada gerek ülkemizde bu anlamda kimleri başarılı buldunuz, buluyorsunuz ve edindiğiniz gözlemlere göre dinleyicileriniz bu durumu nasıl değerlendiriyor. “Bas Gaza” bir ekiple kaydedilmiş olsaydı mesela çok şey değişecek miydi, bu şekilde bir şarkı için yola çıkmak nasıl bir zaman deneyimi gerektirdi, o şekilde çıkılsaydı neler değişirdi?
Öncelikle şunu söylemeliyim “Bas Gaza” bir kaç yıldır hazırda olan, benim severek çalıp söylediğim demo aşamasında bir şarkı idi. “Bas Gaza”nın yapa zekadan sonraki hali gerçekten çok ama çok hoşuma gitti. Bu kadar beğenmeseydim zaten şarkının tanıtımı ile uğraşmazdım. Düzenlemesi son derece tatminkar ve dolu dolu oldu. Daha iyisini hayal edemiyorum. “Bas Gaza” şarkısını bir ekiple yapsaydık sonuç nasıl olurdu bunu bilemiyorum çünkü ekipte kimlerin olduğu bir mesele. Gerçekten çok insan gördüm, iyi bir ekibe denk gelmek çok büyük bir şans, iyi bir aileye denk gelmek gibi şans isteyen ender bir şey. Çok şükür sevgi dolu bir ailem, iyi dostlarım, yardımsever müzisyen arkadaşlarım var, ama dediğim gibi henüz gerçek anlamda müzik birliği yapabileceğim, hem kafa olarak hem de tarz olarak uyumlu bir ekibe denk gelmedim.

Peki yine en başa dönelim mi? O ilk yıllarınızda ilham aldığınız isimler oldu mu, kimleri dinlediniz, kimler müziğinizi şekillendirmenizde adeta bir kaynak oldu. Günümüz müzik dünyası adına bir dinleyici olarak neler hissediyorsunuz, kimleri dinliyor ya da kimleri başarılı buluyorsunuz? O günlerden bugünlere değişen şeyleri konuştuk, peki siz nasıl mutlusunuz; dün ile bugün arasında nasıl bir ilişki, geçiş var?
Ben o kadar çok müzik dinlemiş ve hala dinleyen bir adamım ki, inanamazsınız gerçekten. Yerli, yabancı, pop, rock, metal, yer altı, ana akım, binlerce şarkıyı binlerce saat dinlemişimdir. İlham aldığım yerli yabancı sayısız müzisyen oldu. Gitarın ön planda olduğu şarkılar genelde dikkatimi çeker hep. Benim şarkılarımda da gitar ana enstrümandır. Ya klasik, ya akustik ya elektro kesin bir gitar olmalı, yoksa o şarkı bir Deniz Çetin şarkısı değildir Her insan gibi ben de olgunlaştım, her yaşın olgunluğu farklı, deneyim, görüp geçirmek, en çok öğreten ve şekil veren şeyler.
ve gelelim müziğin dışındaki dünyanıza; müziğin sustuğu yerde hayat nasıl bir yerde? Hayatın akışı içinde neler sizin vazgeçilmeziniz, olmazsa olmazınız. Mesela sosyal medya ile aranız nasıl ya da hayatın, sanatın diğer renkleri ile. ve son olarak da dinleyicilerinize neler söylemek istersiniz?
Sosyal medya ile aram iyi. Arayı iyi tutmaya özen gösteriyorum. Orası artık dükkan gibi oldu. Fakat kendi hayatımdaki sosyalliğe de çok önem veririm. Aile, arkadaşlar, çevreye dahil olma gibi konuları aksatmam, çünkü en huzurlu, güzel, doğal ve iyi gelen ortamlar bu ortamlar. Kendi bestelerim dışında sanatsal bir faaliyetim yok. Şarkılarımın en büyük dinleyeni olabilirim. Açık hava severim, güneşli günlere bayılırım. Dinleyicilerime de şunu söylemek isterim, eğer şarkılarımı seviyorsanız dinleyin, paylaşın ve dinletin lütfen. Bende şarkı çok, devamının gelmesi dinleyicilerin elinde. Teşekkürler, iyi günler, görüşmek dileğiyle.

Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

