Yeni yaş haftamda karşılaştığım yeni şarkılardan biri de “Bir Zamanlar” olmuştu. Oyuncu ve müzisyen Goncagül Sunar’ın bu yeni şarkısı aldı beni ve 90’lı yıllarıma sürükledi. Kendisi de zaten şarkının o yıllara ithaf olduğunu ekleyince üstüne anladım ki ortak çok yaşanan şey, biriken çok özlem var. Bu sebeple kendisi ile bir söyleşi de gerçekleştirelim istedim ki o denli bir yerlerden dost, bir yerlerden tanıdık hislerle sorularım yan yana geldi ki sanki cevaplarını biliyordum da.
Elbette kendisini sizler gibi ben de TV dünyasından tanıyanlardanım. “Mahallenin Muhtarları”ndaki adını taşıyan ilk rolü sonrası kaç kere izlediğimi bilemediğim “Çemberimde Gül Oya” dizisinde bir şarkıcı olarak karşımıza çıkmıştı. Kariyerine çok önemli diziler ve önemli yönetmenlerin ses getiren başarılı sinema filmleri de eklenirken bir yandan da hayatındaki müzik tutkusu yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. ve burada da mesela hiçbir polemiğe bulaşmadı ya da hiçbir reklam malzemesi olmadı. Özetle sanat yolculuğu dünden bugüne hep güzel işlerle anıldı ve anılmaya devam ediyor.
Aslında belli aralıklarla yayınladığı ilk şarkısından son çalışmasına ve hatta arada yayınladığı ilk albümüne kadar geçen süre içinde uzaktan uzağa izledim, dinledim müziğini. Bu süreç içinde o kadar mutlu olduğunu hissettim ki bir yerlere koşma çabası, aradan sıyrılma bir telaşı olmadan kalıcı bir yola baş koyduğu ve her şeyden önce kendisinin mutlu olduğu gerçekti. İşte biriken tüm bu çalışmalarla yansıyan samimiyette beni kendisi ile bu söyleşi için yan yana getirdi. Hem dinleyecek hem de konuşacak çok şey vardı.
Eminim ki çok seveni var ve o da hepimizi çok seviyor çünkü uzağımızdan biri değil dediğim gibi mahalleden komşumuz belki de bir okul arkadaşımız. Hiç yana yana gelmiş olsanız bile eminim sosyal medya üzerinde bile o sıcaklığa eriştiğiniz bir isim, benim için de öyle ve çok mutlu oldum. Keyifle okuyacağınızı umuyorum ki sade, samimi, su gibi akıp giden bir söyleşi ve arada “Bir Zamanlar”ı güzel şarkıları ile dolu bir yolculuk. Teşekkürler sevgili Goncagül.
O çok sevdiğimiz 90’lı yıllar. Sizin için de her şeyin başlangıcı oluyor ve aldığınız eğitim sonrası sizinle tanışmamıza da vesile Mahallenin Muhtarları dizisinin kadrosuna katılıyorsunuz. Ardından oyunculuğunuz yine birçok yapımla, yönetmenle kesişiyor ki hafızalarımıza kazınıyorsunuz. Oyuncu olmak hep bir hayal miydi, küçük yaşlarınız nasıl bir gelecek istiyordu ve devamında gelen bu başarılar o yıllarda sizin için nasıl heyecan buluyordu.
Çocukluk ve ergenlikte İçimde bir enerji ve birtakım yetenekler olduğunu hissediyordum ama tam olarak ne istediğimi bilmiyordum tabii. Her şey Şahika Tekand’ın kapısının çalınmasıyla başladı. O zamanlar benim amacım tiyatrocu olmaktı. Televizyonda ünlü olmak denen şeyin esamesinin bile okunmadığı yıllardı. Hayata çok daha idealist ve romantik bakıyordum.
İçimde sanatın bir yerinden tutma isteği giderek büyüdü. Televizyon yolculuğu ise benim için zaman zaman büyük tatminlerle, zaman zaman da büyük hayal kırıklıklarıyla devam etti. Aslında doksanlı yıllardan itibaren hep böyleydi. O yıllarda kendime çok yatırım yaptığımı; çok okuduğumu, dinlediğimi, izlediğimi hatırlıyorum. Kendi yaşam pratiğimle içinde bulunduğum gerçeklik uzun yıllar acıtıcak şekilde çatıştı. Ama zaman içinde buna da alıştım. Alışmak zorundaydım.
Benim için de çok özel bir yeri olan “Çemberimde Gül Oya” dizisinde oyunculuğunuzun yanı sıra sesinizi de duyduk ki bu şarkıcı rolü, bu deneyim mi acaba sizi müziye yakınlaştırdı diye düşünürken öğrendim ki aslında o süreç bir albüm teklifi almışsınız ama hayata geçmemiş. O albüm peki o zaman hayata geçseydi neler olacaktı; nasıl adımlar atacaktınız ve bugün baktığınızda nerede duracaktı?
Ben aslında seksenlerin sonlarından beri şarkı söyleyen, müzikle çok yakın temasta olan bir insandım. “Çemberimde Gül Oya”dan önce de sürekli demolar yapıyordum. 2002’den beri gitarla haşır neşir olduğum için kendi kendime üretmeye devam ettim. “Çemberimde Gül Oya”da bir arabesk şarkıcısını canlandırınca, dizinin müziklerini yapan plak şirketiyle konuştuk, hatta bir noktada anlaştık da. Ama tam o dönemde MP3 dünyası patladı, sektör değişti ve albüm rafa kalktı.
Bugün dönüp baktığımda, keşke o yıllarda — hatta daha da önce — müziğin üzerine daha fazla gitseymişim diyorum. Çünkü o dönemki yüksek enerjimle belki canlı sahnelerim olurdu, müzik tarafını çok daha ileri taşıyabilirdim. Bu konuda gerçekten bir pişmanlığım var. Hatta epey büyük bir pişmanlık. Çünkü bugün baktığınızda, müzikte çok daha sağlam ve görünür bir yerde olabileceğimi düşünüyorum. Ama maalesef hayatta her şey tam istediğimiz gibi ilerlemiyor.
Yine öğreniyorum ki bir başka dizi sürecinde Asmalı Konak setinde elinize gitarı alıyorsunuz ve sözler yazmaya, notalara dökmeye başlıyorsunuz. Anladığım kadarı ile albüm fikri o anda gelişiyor ve ilk adımı devamında “Sözler Verdim” ile kendini gösterdiğinde takvimler 2008 yılını gösteriyor. Bir şekilde şarkının bizlere ulaşması nasıl gerçekleşiyor. Sizi tanıyanlar nasıl karşılıyor müzikle olan bu buluşmanızı. Siz adınıza nasıl bir heyecan yaşıyorsunuz?
Asmalı Konak günlerinde de gitarla bir şeyler yapıyordum. Kaldığımız otelin lobisinde, takıldığımız barda arada Tracy Chapman şarkıları söylediğimi hatırlıyorum. Ama benim için asıl büyük heyecan, 2008’de çıkardığım “Sözler Verdim”di. İlk kez stüdyoya girdim, şarkının sözlerini yazdım. Hatta çok önemli bir çellistle her şeyi tamamen organik şekilde kaydettik.
O dönem gerçekten çok şık bir internet sitesi hazırlamıştım. İnsanların kendilerine özel siteler yaptığı yıllardı. Güzel fotoğraflarla birlikte parçayı kendi sitemden yayınladım ve tabii ki şahane Myspace dönemi vardı. Şarkıyı MySpace’e koyduğum andan itibaren Jehan Barbur, Ceylan Ertem, hatta rahmetli Lhasa de Sela gibi isimlerden şarkının çok güzel olduğuna dair mesajlar aldım. Bu beni inanılmaz mutlu etmişti. Çünkü o dönem indie gitar çalan, kendi şarkılarını yazan kadın müzisyen sayısı gerçekten çok azdı.
2008 sanki çok güzel bir başlangıcın taklidini yapan bir yıl gibiydi. Ama hayat onun devamını çok da getirmedi. Yine de benim için o yıla ait çok tatlı, çok özel bir dönem olarak kaldı.
O ilk şarkıdan bugüne belirli aralıklarla bizi çağıran şarkılarınıza bir gün bir de albüm ekleniyor hatta. Bir popülerlik peşinde koşmadan, polemikler içinde yol almadan, samimiyetle devam ettirdiğiniz oyunculuk kariyeri müzisyenlik de eş paralellikte ilerliyor. Yani sanki mutlu olmak, hayata güzel anılar katmak, bağırmadan çağırmadan bir şeyler anlatmak isteyen şarkılar hepsi. Siz müzisyen kimliğinize neler söylemek istersiniz. Bu kimliğiniz oyuncu Goncagül ile ne kadar eş, dost, barışık bir dengede?
Benim amacım hiçbir zaman vokal şovu yapmak olmadı. Burada müzikal kısım çoğu zaman “sesi güzel mi, değil mi” gibi bir bakış açısıyla değerlendiriliyor. Halbuki bana göre müzisyenlik bir bütündür. Bir kadının şarkı söylerken aynı zamanda bir enstrüman çalması, kendi şarkılarını yapabilmesi gerçek müzisyenliktir. Diğeri daha çok şarkıcılıktır.
Benim amacım şarkı tasarlamaktı, şarkı yapmaktı. Bu konuda iyi olduğumu düşünüyorum açıkçası. Şarkılar üzerinden anlatacak daha derinlikli hikâyelerim de var. Hiçbir zaman sayısal bir beklentim olmadı. Söylediğim şeyi bağırmadan, sessizce söylemeyi tercih ediyorum. Çünkü ben bu şarkıları sadece bu ülkeye, bu coğrafyaya yapmıyorum; hayata bırakıyorum.
Şu an olmasa bile, belki 10 yıl sonra, 20 yıl sonra dünyanın herhangi bir yerinde biri bunu görüp dinleyip heyecan duysa, bir şey hissetse, bu benim için çok kıymetli olur. Belki ben bu hayattan gittikten sonra bu şarkılar daha fazla dinlenir. Ama şu an yaşadığım şey bunun değerinin yeterince bilinmediğini de hissettiriyor bana. Çünkü Ortadoğu coğrafyasında yaşıyoruz. Daha rafine bir şey yaptığında duyulmuyorsun ama hani hep alışık olunan, bilindik, nağmeli, kör gözü parmak bir şey yaptığında hemen takdir görebiliyorsun.
Ama böyle olmasını istemiyorum. Oyunculuğumla, oynadığım karakterlerin yumuşaklığı ve duygusallığıyla belki paralel bir bağ vardır ama genelde çok klişe, basmakalıp rollerin içinde olduğumuz için müzik benim için bundan bağımsız bir alan. Orada daha özgür, daha katmanlı, daha derin bir ben var.
Şimdi yine dünle bugünü karşılaştıralım. Mesela plaklardan kasetlere, CD’lerden dijital müziğe sürecin siz de tanığısınız. En çok hangisi ile mutlu oldunuz, bugün baktığınızda geldiğimiz süreçte ne kadar mutlusunuz? Müzik yolculuğunuzda size kimler ilham verdi, kimleri dinlediniz ilk yıllarınızda, kimler bugün şarkılarınızda bir yerlerden tanıdığımız esin isimler. Bugünlerde kimleri dinliyor ve takip ediyorsunuz yaptıkları işlerle?
Evet, öyle bir yaştayım ki müziğin pek çok haline tanık oldum. Seksenlerde kaset dinledim, plak dinledim. Doksanlarda o dönemin müziğini yaşadım, grunge müzikle tanıştım. Aynı zamanda yetmişleri keşfettim; daha çok yetmişler dinledim.
Beni en çok tatmin eden elbette plaklar oldu. Yıllarca, özellikle doksanlarda Beyoğlu’nda Deniz Kitabevi’nden çıkmadığımız, sahafları gezdiğimiz, plaklarla eve döndüğümüz zamanları hatırlıyorum. Hiçbir zaman hayatın içinde poz kesmedik, sadece fiziksel görüntüyle ya da dışarıdan nasıl göründüğümüzle kafayı bozmadık.
Bu anlattığım şeyle bugün yaşanan şey arasında korkunç büyük bir uçurum var. Herkes sadece görsel olarak itibar görmenin peşinde. Kimse kalıcı bir şey üretme derdinde değil, dolayısıyla kimse de kimsenin ne ürettiğiyle ilgilenmiyor. Herkes kitleler nereye koşuyorsa oraya koşuyor. Müthiş bir şöhret sevdası var ama içerik yok. Müzik de bence çok acı bir noktada, çok üzücü.
Şu an müzikle ilişkim daha çok Spotify üzerinden devam ediyor. Yeni nesilden bazı kadın şarkıcıların yaptığı işleri seviyorum açıkçası ama o kadar. Türkiye’de müzik algısı zaten çoğu zaman Yıldız Tilbe, Tarkan ve birkaç ismin ötesine çok fazla geçemiyor.
Ben lise yıllarında Fleetwood Mac ile tanışmıştım. Özellikle onların bir albümü müziğe bakış açımı tamamen değiştirmişti; benim için bir milattı. Yıllar içinde çok şey dinledim ama şu günlerde yine Fleetwood Mac’e dönüyorum. Rumours albümü benim hayatımın albümü diyebilirim. Ama bunun yanına ekleyebileceğim çok fazla isim de var tabii ki.
Ve dediniz ki yeni şarkımın ben de çok özel bir yeri var ve ben de “Bir Zamanlar” isimli bu şarkınızı hadi gelin diğerlerinden ayıralım diyorum. Sizin de özlediğiniz bir şeyler var hepimiz gibi ve bir gün geliyor ki o duygular söz oluyor, müzik oluyor. Şarkıda yanıtını bulabiliyoruz ama sizden de dinleyelim hikayesini. Hangi anlar, anılar geldi canlandı, nasıl söze oradan müziğe yansıdı? Bu şarkıdan bahane ile siz de nasıl dökülür kaleme, nasıl notalar savrulur göğe?
O yıllar ve o fotoğrafların arkasındaki hikâyeler… O kadar anının içinde, o kadar eğlenceli, o kadar derin, masalsı bir hâl vardı ki. Aslında o anların içinde bunun farkında mıydık bilmiyorum. Ama ben hep biraz gerçeklikten kopuk, anlara şiirsel anlamlar yüklemeyi seven biriydim o yıllarda. Gençliğim en azından öyleydi.
Ama hiçbir zaman lay lay lom günler değildi. Çok buhranlarımız da oldu, varoluşumuzu sorguladığımız zamanlar da… Aşk, dibine kadar yaşanan aşklardı. Ve hiçbirimiz kendimizi “korumaya alalım, bu toksik, şu toksik, aman hiç işim olmaz” tavrında değildik. Hayat ne gerektiriyorsa onun içindeydik, acının da içinden geçtik. Cesaretliydik, evet, tam anlamıyla cesurduk.
İyi ki de öyle olmuş, iyi ki de yaşamışız. Çünkü şu an hayatta olanın, bitenin kıymetini anlamayı bize o geçmiş kazandırdı. Geçmişimle gurur duymayı, geçmişimin beni var ettiğini defalarca hatırlattı. Dediğim gibi o kadar pembe günler değildi; çok karanlık günlerimiz de oldu. Ölümlere şahit olduk. Uzun süre yaşamayanlar oldu. Patolojik aşklar oldu. İçinde her türlü hikâyeyi barındıran yıllardı onlar.
Ben de bu çağın ezici, yok edici, yok sayıcı ruhuna inat, geçmişten beslenen bir şarkı yaptım. Çünkü geçmiş hâlâ içimizde yaşıyor, hâlâ burada. Ve eğer birinin hafızasında değilsek, aslında var mıyız ki? Hafıza çok önemli. Zaman yolcularıyız biz.
Tiyatro eğitiminiz sizi oyunlarda sahneye taşıdı ama şarkıcılık yanınız sahnelere ulaştı mı bu konuda herhangi bir bilgi sahibi değilim. Şarkılarınızla hiç dinleyici buluşturdunuz mu ya da önümüzdeki günlerde böyle bir çalışma içinde olunacak mı? Sizden hiç cover şarkı dinlemedik mesela ama sevdiğiniz şarkılarla sizin şarkılarınız yan yana gelse ve bir yerlerde biz de ortak olsak bu şansa fena olmaz mı? Var mı böyle planlar takvimde?
Evet, söylediğiniz canlı performans durumu, konser ya da lansman anlamında hiç olmadı. Çünkü bu konuda tek başımayım. Ekonomik olarak bütün bunları benim karşılamam gerekiyor. Bir grup kurmak, o grubun masraflarını karşılamak, mekan, belki bir sponsor… Tüm bunlarla uğraşmak için daha genç bir enerji gerekiyor. Ben bazen bunun için kendimi yorgun hissediyorum. O yüzden de uzun zamandır olamadı. Belki bir gün olur, bilmiyorum. Bu konuda bazı düşüncelerim var.
Bir oyun belki olur, bir tiyatro oyunu… Tekrar müzikle var olabileceğim bir alan. Hatta sakin tınılı bir elektro gitar ve bir amfiyle bir oyunun içinde var olmak isterim. O bile benim için bir canlı performanstır.
Şarkı söylediğim bir oyun oldu mu? Oldu. Beş sene oynadığımız “Nereye Gitti Bütün Çiçeklerde” akustik gitarla şarkılar söyledim, oyuncu arkadaşlarımla birlikte. Ama bu tam anlamıyla sayılmaz. Evet, bu maalesef hayatımda bir eksiklik: izleyiciyle, dinleyiciyle canlı olarak buluşamamak.
Cover şarkı söylemekten çok keyif almıyorum açıkçası. Başkasından da dinlemeye de bayılmıyorum. Ha ama olursa belki gelecekte bir Mazhar-Fuat-Özkan şarkısı olabilir.
Ve yılın ilk yarısına geliyoruz bile. Yeni bir şarkı için yine bir yıl bekleyecek miyiz ya da dizi-film sürecinizi da burada soralım yakın zamanda bu anlamda bir proje var mı; özetle bir yaz geliyor ve devamında da hemen güz gelir. Sizinle nerelerde karşılaşacağız, bizi neler bekleyecek ve başka hayalleriniz, diledikleriniz var mı hayatta?
Güz dönemi için yeni şarkılar var kafamda. Daha çok yaşam ve ölüm üzerine şarkılar yazmak istiyorum. Kendimden değil, tanıdığım insanların hikâyelerini şarkıya dökmek istiyorum aslında. Hikâye anlatımı konusunda biraz ilerletmek istiyorum işi.
Onun dışında yine doksanlarda geçen, bana verilmiş bir hikâyeyi bir şekilde film, oyun, kitap… artık ne varsa hayata geçirmek istiyorum. Dizilerle ilgili görüşmelerimiz de hep devam ediyor zaten. Bakalım hayat ve zaman ne gösterecek.
Bir de son olarak şunu soracağım ki birçok dizide birçok karaktere hayat verdiniz. Şimdi tüm bugüne kadar okuduğunuz, ürettiğiniz şarkıları hepsini bir yanda toplayalım ve hepsini değil de oynadığınız sizin için en önemli rolleri düşünelim. Bir tanesi okuyacak olsa tüm şarkılarınızı en çok hangisi ile örtüşürdü ya da birkaç karaktere şarkılarınızı eşleştirelim bu da keyifli olur. Örneğin ….’in hayatı şu şarkıma yakın ya da ona yakışırdı gibi :)
Vallahi pek rollerimle bütünleşen şarkılar yapmamışım:) Oynadığım karakterler arasında şu an net bir örnek bulamıyorum ama “Benim Tatlı Yalanım” dizisindeki Pervin karakteri olabilir. “Bak son kez evin nerede” gibi sözleri olduğu için oradan bir şey çıkabilir. Yıllar sonra evine dönen, çocuklarına dönen Pervin olarak düşünebiliriz. “En Uzak Yakın” şarkısı “Benim Tatlı Yalanım” Pervin’ e uyabilir diyebiliriz.
Bir de son olarak şunu soracağım ki birçok dizide birçok karaktere hayat verdiniz. Şimdi tüm bugüne kadar okuduğunuz, ürettiğiniz şarkıları hepsini bir yanda toplayalım ve hepsini değil de oynadığınız sizin için en önemli rolleri düşünelim. Bir tanesi okuyacak olsa tüm şarkılarınızı en çok hangisi ile örtüşürdü ya da birkaç karaktere şarkılarınızı eşleştirelim bu da keyifli olur. Örneğin ….’in hayatı şu şarkıma yakın ya da ona yakışırdı gibi :)
Vallahi pek rollerimle bütünleşen şarkılar yapmamışım:) Oynadığım karakterler arasında şu an net bir örnek bulamıyorum ama “Benim Tatlı Yalanım” dizisindeki Pervin karakteri olabilir. “Bak son kez evin nerede” gibi sözleri olduğu için oradan bir şey çıkabilir. Yıllar sonra evine dönen, çocuklarına dönen Pervin olarak düşünebiliriz. “En Uzak Yakın” şarkısı “Benim Tatlı Yalanım” Pervin’ e uyabilir diyebiliriz.
Goncagül Sunar
Yeni yaş haftamda karşılaştığım yeni şarkılardan biri de "Bir Zamanlar" olmuştu. Oyuncu ve müzisyen Goncagül Sunar'ın bu yeni şarkısı aldı beni ve 90'lı yıllarıma sürükledi. Kendisi de zaten şarkının o yıllara ithaf olduğunu ekleyince üstüne anladım ki ortak çok yaşanan şey, biriken çok özlem var. Bu sebeple kendisi ile bir söyleşi de gerçekleştirelim istedim ki o denli bir yerlerden dost, bir yerlerden tanıdık hislerle sorularım yan yana geldi ki sanki cevaplarını biliyordum da. Elbette kendisini sizler gibi ben de TV dünyasından tanıyanlardanım. "Mahallenin Muhtarları"ndaki adını taşıyan ilk rolü sonrası kaç kere izlediğimi bilemediğim "Çemberimde Gül Oya" dizisinde bir şarkıcı olarak…