Bu yaz konserler hız kesmiyor bildiğiniz gibi. Birçoğuna yetişemediğimiz gibi, yetiştiklerimizde de heyecan ve beklenti seviyemiz hayli yüksek oluyor. Müziğin her renginde bu buluşmalar farklı rotalarda, farklı tarzlarda cereyan etse de şu ana kadar izlediklerim arasında beni üzen olmadığı gibi, kendilerine daha da hayran bırakanlar oldu. Gördüğünüz üzere son duraklardan biri de KüçükÇiftlik Park’ta Ricky Martin oldu.
Öncelikle uzun kuyruklar oluşsa da akış bozulmadan, herhangi bir sıkıntı yaşamadan mekânda yerimizi aldık. Konser öncesinde, kendisinin de bir Ricky Martin hayranı olduğunu söyleyen Edis sahnedeydi ve ben kendisini solo olarak (konuk olarak katıldığı konserleri anlamında) ilk kez dinleme şansı buldum. Bizi konsere hazırlayan repertuvarı, ekibi ve enerjisiyle gecenin ateşini güzel yaktı. Kendisine gösterilen yoğun ilgiyi şimdi çok daha net anladım. Onun sahnesinden de videolar gelir elbet günlüğüme.
Ricky’ye gelince… Arkadaşlar, adam hâlâ ve hatta eskisinden de karizma! Yıllara adeta meydan okuyor ve bugüne kadar üzerinden ilginin neden hiç eksilmediğini sahnede bir kez daha gösteriyor. Dansçısından müzisyenlerine, sahne tasarımından kendi enerjisine kadar adam bildiğiniz şov yapıyor, performans yapıyor. Şarap misali yıllandıkça tadı değişen ve dinlemekten hiç sıkılmadığımız şarkılarının birçoğu hâlâ ezberimizde; eski anlarımızda, anılarımızda bir yerlerde duruyor.
90’ların yazları, sahil diskolarımız, walkman’lerden araba teyplerimize, televizyon başında beklediğimiz kliplerine kadar hayatımızın birçok köşesi onun şarkılarıyla renkleniyor. Porto Riko’lu Martin; altın plaklardan Grammy’lere, MTV ödüllerine uzanan yolculuğunda filmlerden dizilere, müzikallerden dev sahnelere kadar arzıendam ediyor. İspanyolca albümlerinin yanına İngilizce albümler de ekleyerek dünyaya duyurduğu sesi, o günden bugüne yankılanmaya devam ediyor. Kabul edelim; hepimiz çok dinledik, şarkılarını ezberledik, posterlerini duvarlarımıza astık.
Konseri hangi ünlü isim izledi açıkçası umurumda değil ama çekirdek ekibimizin ve orada aynı soluğu paylaşıp kaynaştığımız herkesin mutluluğu ortaktı. Mine, Sema, Halil, diğer köşede Tunca derken sonradan birçok arkadaşımın da orada olduğunu öğrenmek ayrıca harikaydı. Dönüş yolunda bir babayla tanıştım; kızını Manifest konserine götürmüştü. Oradan düne, bugüne, müziğe uzandık ve keyifli bir sohbetle yolu tamamladık.
Müzik nerede olursa olsun insanları birleştiriyor. O zaman “un, dos, tres, un pasito p’alante, María” diyorum ve her zaman olduğu gibi emeği geçen herkese, bu şahane sahnelere kattıkları renk için çok teşekkür ediyorum.
Bir de siz bu satırları okurken ben bugün bambaşka sulara doğru süzülüyorum. Bir sonraki durak Pantera; notlarda görüşmek üzere.
Kadri Karahan / Kadri’nin Günlüğü
Fotoğraf: Kadri Karahan
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

