EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Serra Erkoç

Serra Erkoç

Müzik sonsuz bir yolculuk, her geçen gün en olmadık bir yerde olmadık bir şekilde yeni bir tanışıklık mümkün. Bir şekilde geçen hafta başladığım yeniden söyleşilere devam kararımda tek bir şeyde ısrarcıyım; heyecan. O şarkıyı ya da o albümü dinleyeceğim ve kim bu müzisyen diye peşine düşeceğim. Sonra beni orada artık ne sürprizler bekleyecek kim bilir.

Yeni şarkı yayınlayan isimlerden biri Serra Erkoç. İsme bir kere daha bakınca soyadı çok tanıdık değil mi; iki ustadan. Kendisi Sinan Erkoç’un kızı, bu durumda da Fatih Erkoç amcası. Oturup uzun uzun söyleşinin tüm özeti belli. Böyle iki ustanın yanında kim müzisyen olmaz ki, ama elbette her şey öyle kolay değil, çok küçük yaşlarda bu sana çekici gelmeyebilir, doktor ya da öğretmen olmak isteyebilirsin; sırf ailen müzisyen diye buradan devam etmek zorunda değilsin. Ama sevgili Serra oradan devam edenlerden ve iyi ki bu yolu seçenlerden.

Ama kendisine de dediğim gibi bunca zamandır sahnelerde olmasına, daha önce iki single yayınlamış olmasına rağmen ben daha önce nasıl olduysa karşılaşmamışım. Maalesef aynı konu burada da devreye giriyor, çok fazla akış var, çok fazla kalabalık her yer ve artık ne basın danışmanları ne de menajerler, ne de yapım şirketleri samimi değil. Özetle benim suçum da değil bu ya da olumlu düşünelim, doğru zamanmış.

Serra sanki çok eski bir dostu gibi karşıladı beni, öyle bir sohbet ettik, dersime iyi çalışıyorum  ayrı ama şunu yine ve yine söylüyorum iki tarafta da samimiyet olmasa hiçbir şey umduğun gibi akmıyor. Bu söyleşi öyle aktı. 90’larda hani bir çoğumuz Erkoç hocaların şarkılarında hüzünlenip, oynarken o büyüyor ve bir yolculuğun ilk adımların atıyormuş. Devamını buyrun okuyalım.

Kadri Karahan

 

Yıllardır müziğin içindesiniz ama son üç yıl içinde üç şarkı ile daha çok adınızı duyduk. En son şarkınız “Kıyamet” henüz çok yeni yayınlandı ve üstüne konuşacağız tüm şarkılarınızın.
Ama o her şeyin başladığı yere dönelim istiyorum öncelikle. Benim için de çok değerli bir isim olan Sinan Erkoç’un kızısınız ve Fatih Erkoç gibi bir başka usta da amcanız. Doğal olarak müziğin tam içinde doğdunuz ve henüz 8 yaşında kendileri ile gösterilerin içinde yer aldınız. O süreç sizin için ne demekti, çocuktunuz ve her şeyin, müziğin ne kadar farkındaydınız.

Çok doğru tabir ettiniz, kelimenin tam anlamıyla müziğin içine doğdum. Babam ve amcamın yanı sıra onların babaları (yani benim dedem:)) Hasan Erkoç da döneminin en ünlü ud sanatçılarındandı. Ve ben 8 yaşındayken, bahsettiğiniz üzere The Brother’s Show adlı sahne gösterisinde, 3 kuşak beraber yer almıştık. O yaşımda çok büyük sahnelerle ve uzun turnelerle tanışmanın benim için anlamı inanılmaz tahmin edersiniz. Her ayrıntıyı o kadar büyük bi coşkuyla yaşamışım ki, hala zihnime kazılı diyebilirim. Çok heyecan ve çok büyük zevk yaşadığım harika bir dönemdi.

 

Tam bu noktada sormak ve bu iki değerli ismi sizden dinlemek istiyorum. Bir müzisyen olarak kendileri size neler öğretti, onlarla akrabalığın ötesinde nasıl bir dostluk yaşadınız. O birçok önemli şarkıyı belki ilk siz dinlediniz, nasıl bir duyguydu böylesi bir çatının altında olmak.

Hep kendimi çok şanslı hissederim, çünkü dediğiniz gibi o kadar önemli isimler ki ikisi de, duygusal bağımın yanı sıra çok büyük hayranlarıyım öncelikle. Özellikle amcamın koca bir posteri asılıydı beşiğimin başında. Kulağımda hep sesi, tınısı vardır, çünkü bebeklik çağımdan itibaren hep bana ninniler, şarkılar söylerdi. Sesini duyduğum an, o yıllara dönerim sanki. Sonra yaşım biraz daha büyüyünce beraber çalışmaya da başladık tabii. Her sahne onunla bir sınav günüydü sanki, büyük coşku ama beraberinde gelen büyük sorumluluk. Fatih Erkoç sahnesinin başlı başına bir okul olduğunu söylesem, hiçbir müzisyen arkadaşım itiraz etmez sanırım. Hem de oldukça zor ve stresli bir okul:))))) İşinde bu kadar başarılı olan birinin, o işi icra ederken ne kadar mükemmelliyetçi olduğunu tahmin edersiniz. Biz de tüm orkestrası olarak her zaman o mükemmelliyeti yakalama ve eşlik etme gayretinde oluyoruz. Bir milim bile onun müzik tecrübesine ve ruhuna yaklaşabildiysem ne mutlu bana…

 

Ve yine çok çok büyümeden bu kez 13 yaşında vokal ve solistlik yapmaya devam ettiniz ki İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı trombom bölümüne kabul edildiniz devamında. Bir yandan da piyano dersleri almaya başladınız. Eğitim sürecinin bu yanı size neler kattı, tam olarak istediğiniz yolda mıydınız; çünkü olabilirdiniz, tam o süreçler pop almış başını gidiyordu ki bir şekilde o hareketliliğin içinde olmayı istemediniz, cazı seçtiniz.

Aslında o dönem cazı değil, klasik batı müziğini seçtim. Amcama olan hayranlığım sayesinde de trombon bölümüne girmek istedim ve hayatımın en doğru tercihiydi bence. Çünkü sırf şarkı söyleyerek müzik tam anlamıyla vücuda geçmiyor kanımca. Enstüman çalmak, hele de üflemeli bir enstrüman çalmanın şarkı söylemeye etkisini sayfalarca anlatmam gerekir. Bir şansım da çok değerli hocam Aycan Teztel tabii ki. Bana sırf trombon çalmayı değil, komple bir müzisyen nasıl olunur titizlik ve hassaslıkla öğretti. Üzerimdeki emeği ve etkisi kelimelerle tarif edilemez. Konservatuvar mezunu olmak ve böyle bir klasik disiplin içinde yetişmek müziğe bakışımı çok değiştirdi. Aynı zamanda sahnelerde de aktif olarak yer aldığım için, öğrendiklerimi sıcağı sıcağına tecrübe edebiliyordum. Müziği öğrenmenin, şarkı söylemekten daha önemli olduğunu düşündüm hep ve bu yolda tabiri caizse kolaya kaçmadım. Yani özetle dediğiniz gibi tam da istediğim ve hayalini kurduğum bir yoldaydım.

 

 Daha sonra bir şekilde kimse sizi tutamadı, grup kurdunuz, sahneler devam etti, yarışmalarda dereceler aldınız, dünyaca ünlü sahne gösterisi olan Cirque Du Soleil’in müzisyen kadrosuna bile kabul edildiniz. Bir yerde artık hazırdınız ama bir yerde de adımlarınızı yine yavaş yavaş atıyordunuz sanki öyle değil mi?

Müzik öylesine uzun bir yol ki, hazırım lafını etmek eminim birçok müzisyen için de, benim gibi zordur. Çok küçük yaşlardan bu yana tek bir isteğim vardı. Müziği iyi öğrenip, iyi icra etmek. Bu istek doğrultusunda çalışınca meyvelerini de alabildiğimi düşünüyorum. Ama büyük ustalarla büyüyüp, eğitilince her işe gözü kapalı atlayamıyorsun. Soyadımın sorumluluğunu ağzımdan çıkan her seste hissediyorum. O yüzden yavaş ve emin adımlarla gitmek bana daha yakın gelmiştir her zaman.

 

Velhasıl jazz, funk, latin ve pop türlerinde gerek solist gerek trombonist olarak müzik yaşantısına devam ederken bir albüm gelmedi sizden ama artık yavaş yavaş daha çok kişi sesinizi duymalıydı.
Önce “Zaman Durdu”, sonra “Kozmik Enerji” derken yeni yılın bu ilk günlerinde bir “Kıyamet” geldiniz ki her şarkı sizi bizimle daha bir yakınlaştırdı. Bu single / şarkılar süreci nasıl gelişti sizin için. Gökay Gökşen ismi de bu üç şarkının müziklerinde ve düzenlemelerinde değişmeyen imza. Nasıl bir ortaklık bu üç şarkıdır başarılı bir şekilde devam ediyor.

Gerçekten müzik yolculuğumda hayatının kırılma noktası nedir deseniz, Gökay Gökşen’le tanışmam ve çalışmaya başlamam derim. Çok büyük bir şansım da kendisinin hayatıma girmesidir. Konservatuvar yıllarında uzunca bir süre arkadaştık ve çok iyi anlaşırdık. İlerleyen yıllarda birçok projede beni önererek, çok değerli oluşumlarda yer almama vesile oldu. Ve bu bana vokalistlik dışında; solist olarak, kendi sevdiğim tarzı yapabilme fırsatı tanıdı. Bu alanda çok büyük bir tecrübe kazanmış oldum. Çok yönlü, inanılmaz donanımlı bir müzik adamı kendisi. Birlikte uzun yıllar sahnede çalıştık sonrasında bu müzikal uyum duygusal alanda da kendini göstermeye başlayınca hayatlarımızı birleştirdik ve evlendik :)

Daha sonra müzikal anlayışımız o kadar birbirine bağlandı ki kendi şarkılarımızı çalıp, söylemek istedik. Tüm o ruhundan çıkan melodiler beni çok etkileyince, bunları ben söylemeliyim dedim. Gökay Gökşen müziğe bakışımda ve gelişimimde o kadar etkili olmuştur ki, tüm o müzikalitesi, ruhu yüksek şarkılarda onunla birlikte adımın birlikte yazması bile büyük bir gurur benim için. İyi ki beni seçmiş ve bu yola beraber çıkabilmişiz diyorum her zaman. Nice uzun yıllarda, daha nice büyülü şarkılar, albümler yapacağız birlikte…

 

 Sizi sahnelerde izleme şansı bulamasam da bazı kayıtlarınızı sosyal medyadan dinledim ama gönül şu süreç geçsin ilk konserinizde bir arada olmayı dinliyor ve elbette tüm şarkılarınızı da canlı canlı dinlemeyi.
Sahne sizin için nasıl bir mutluluk, heyecan; repertuarı nasıl seçiyorsunuz, dinleyicilerinizle ilişkileriniz nasıl; ilişkiler demişken aynı şekilde nasıl bir sosyal medya kullanıcısısınız, orada nasıl paylaşımlarınız sizi takip edenlerle?

Sahne demek benim için kendimi ifade ettiğim alan demek aslında, çok da uzun yıllardır sahnede olduğum için inanılmaz özlüyorum tabii ki. Sağlıklı günlerde tekrar sahnede duygu paylaşacağımız günleri iple çekiyorum. Repertuvar hazırlarken en önem verdiğim şey, özgün olması ve kendi keyif aldığımız müziği kaygısızca sahneye taşıyabilmek. Eşim de, ben de çok çeşitli tarzlarda müziklerden beslendiğimiz için repertuvarımız oldukça geniş. Ve repertuvar yaparken önemli bir kriterimiz de gelen dinleyicinin her yerde dinleyemeyecekleri şarkılar olması. Aslında bu riskli bir iş, çünkü genelde insanlar aşina olmadıkları tarzda şarkılarda sıkılma eğiliminde olurlar. Ama biz uzun yıllar dinlediğimiz ve hayata bakışımızı yansıtan bu şarkıları o kadar içselleştirmişiz ki sanırım dinleyicilere de bu yansıyor. Bu sebeple her çaldığımız konser çok güzel ve özel tepkiler alırız. Buradaki amacımız da; her sahnede standart olmazsa olmaz şarkılar klişesini kırmak ve dinleyiciye farklı bir soluk kazandırmak.

Sosyal medya malesef oldukça zayıf olduğum bir konu:))) geçen seneye kadar tercihen (biraz da içsel bir tepki olarak belki) akıllı telefon bile kullanmıyordum:)) Ama günümüzde artık ayak uydurmak durumundayız tabii ki, ben de bu mecrayı elimden geldiği kadar müzikalitesi ve standartları yüksek olan dinleyici kitlesine ulaşmak için kullanıyorum. Daha şimdiden çok güzel geri dönüşler de alıyorum.

 

Kısa kısa sorularımdan önce gündemi de değerlendirelim istiyorum sizinle. Müzik piyasası bildiğiniz üzere çok hareketli, artık albümler çıkmıyor ama hızlı bir şekilde müzik akışı var, siz ne kadar takip edebiliyorsunuz ve bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bazen fazla mı yorucu her şey, değişken ya da bırakalım istediği gibi aksın mı, birçok şeyi bu vesile kaçıralım mı?

Ben her zaman yeniliğe açık biri olmaya çalışıyorum kendi hayatımda, bunu da atılacak önemli bir adım olarak görüyorum. Evet şu anda süreç alışık olduğumuzun dışında gidiyor, ama üretimin olmasını, hiç olmamasına yeğlerim. Çünkü müzikle uğraşmak herşeyden evvel ruhu zenginleştiren bir şey. Ne kadar çok insan müziğe gönül verirse, birçok şeyin o kadar hızlıca toparlanacağına inananlardanım. Tabii ki üst segment işler, zaman içinde diğerlerinden ayrılacaktır. Ve yeniliğe, değişime açık olanlar da kendine uyan müzik tarzlarıyla buluşacaktır.
Albüm kendini ifade etme açısından çok daha yeterli ve değerli tabii ama pop müzik dışındaki tarzlarda yapılan albümler dinleyiciyle buluşma açısından zorlanıyor diye düşünüyorum. E tabii bir şarkıyı ortaya çıkarmak inanılmaz sancılı ve zorlu bir süreç olduğu için de daha çok insanla buluşsun istiyorsunuz. Dolayısıyla bu anlamda biz de single yoluna gittik ama uzun süreçte şahane bir albüm fikrimiz tabii ki var. Şarkıların birçoğu da neredeyse hazır..

 

Şimdi uzun yanıtlar değil kısa yanıtlarla finali yapalım istiyorum ama öncesi size çok teşekkür ederim, bu vesile de olsa uzaktan tanışmak güzeldi, dilerim en yakın zamanda karşılaşır ve daha nice söyleşi yaparız.

Benim için de çok keyifliydi, sorularınız çok nokta atışlı ve tam yerine isabet eden sorulardı. Sayfa sayfa yazmamak için kendimi zor tuttum:)))))

 

Bir sonraki şarkı için çok bekleyecek miyiz, ortada bir hareketlilik var mı?

Sürpriz bir isimle bir düet çalışmamız var, çok anlatıp sürprizi kaçırmayayım ama çok keyifli ve özel isimler yer alacak… Malum pandemi sürecinden dolayı biraz uzuyor ama yaza kalmadan çıkarma niyetindeyiz..

 

Erkoç hocalarımızdan gidelim ve lütfen bizden kendilerine çok selam söyleyin.
Mesela benim Sinan Erkoç şarkım “Coşacağım” ki Fatih Erkoç düetidir, ona ait şarkımsa “Cefalar”dır; ya sizin favori şarkılarınız nedir kendilerinden? Birden fazla seçmenize izin var :)

Sinan Erkoç……… Bir Namütenahi Muhabbet
Fatih Erkoç……… Yavaş Yavaş, Sen Yoksun Diye, Kör Kuyular, ve benim de Cefalar

 

Yine Zülfü Livaneli ile de çalıştığınızı öğreniyoruz bir dönem, başka isimlerde var mı bilmediğimiz?

Zülfü Livaneli’nin yeri apayrıdır, çok büyük kalabalıklara hitap ettim sayesinde. Çok çeşitli orkestra ve solistlerle çalıştım. Ama uzun yıllar geçtiği için atlamaktan korkarım, o yüzden de tek tek yazmayayım. Ama hali hazırda çalışmalarını sürdüren çok değerli birçok ismin vokalistliğini ve trombonistliğini yaptım.

 

Peki ya bir gün keşke birlikte çalışsak, onunla bir şarkıda buluşmayı çok isterim dediğiniz bir isim var mı?

Biraz büyük bir hayal olmakla birlikte tartışmasız tek isim var:)) Stevie Wonder:))

 

Hayatınızın albümü nedir peki?

Çok var tabii ama özellikle damga vuran Chick Corea Elektric Band tüm albümleri..

Al Jarreau ve Bobby Mcferrin albümleri de dinlemeye doyamadıklarımdan..

İçinden seçmesi çok zor:)

 

Peki plak mı, kaset mi, cd mi, dijital mi? Size göre hangisi en samimi?

Ben yeni olana hep olumlu bakmışımdır, dolayısıyla ah nerede o eski plaklar, kasetler demiyorum. Ama dijitale iş yaparken de, dinlerken de sound kalitesinin yüksek çözünürlükte olmasını çok önemsiyoruz.

 

Ya kitabı, ya filmi, hayatınızın diğer renkleri nelerdir?

Felsefe ve psikoloji çok sever ve okurum. Tanrılar Okulu (Stefanno D’anna)
Film ise Spring,Summer,Fall,Winter and Spring (Kim Ki-Duk)
Yemek yapmak ve 3 yaşındaki kızımla hayatı yeniden keşfetmek :)

 

Keşke şu soruyu da sorsaydın bak dediğiniz bir soru var mı ve varsa yanıtıyla lütfen :)

O kadar güzel ve ilgiyle hazırlamışsınız ki soruları hiç aklımda birşey kalmadan su gibi yazabildim. Çok çok teşekkürler tekrar.

Şu anki ruh haliniz ile aklınıza gelen ilk şarkı nedir, söyleşimize o şarkı ile son noktayı koyalım :)

Kurt Eling’ten “My Foolish Heart”

 

 

 

Müzik sonsuz bir yolculuk, her geçen gün en olmadık bir yerde olmadık bir şekilde yeni bir tanışıklık mümkün. Bir şekilde geçen hafta başladığım yeniden söyleşilere devam kararımda tek bir şeyde ısrarcıyım; heyecan. O şarkıyı ya da o albümü dinleyeceğim ve kim bu müzisyen diye peşine düşeceğim. Sonra beni orada artık ne sürprizler bekleyecek kim bilir. Yeni şarkı yayınlayan isimlerden biri Serra Erkoç. İsme bir kere daha bakınca soyadı çok tanıdık değil mi; iki ustadan. Kendisi Sinan Erkoç'un kızı, bu durumda da Fatih Erkoç amcası. Oturup uzun uzun söyleşinin tüm özeti belli. Böyle iki ustanın yanında kim müzisyen olmaz ki, ama…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.75 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*