EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Buğrahan Çayır

Buğrahan Çayır

Evimde hala aldığım tüm kasetler durur ve garip gelebilir ama çoğunu da nerden aldığımı anımsarım. Bazılarının üzerine tarih atmışlığım da vardır. CD’ler dönemi başlayınca ki başta çok ısınamadığımı bilirim sanırım çok önemsediğim bir şey olmadı bu; şu an onların da hepsi evde durur, kimini yayınlanan şirketlere göre sıralamışımdır. Mesela Ada, Kalan, Ahenk gibi firmaların işleri hep özeldir benim için. Kimi enstrümantaller kimi yabancılardır, kimileri seri olanlardır; mesela Sezen, Nazan, Candan gibi isimlerde boş geçmişliğim olmamıştır.  Bir de gruplar kategorim vardır. 

Bu hafta konuğum son günlerde ismi ve müziği ile çok sık karşılaştığım Buğrahan Çayır olsun istedim. Uzun bir süredir şarkı haberlerini paylaşmanın yanında tanımak da istedim dünyasını biraz. Bu isim bana hep bir yerden tanıdıktı, önce nereden onu bularak başladım ki ilk yolculuğunun ctrl+z grubu ile olduğunu öğrendim ki ilk ve tek albümlerinin ben de olduğunu anımsamam ve hemen rafta bulmam bu yüzden gecikmedi ve o dönem keyifle dinlediğimi hatırladım, tamam yola buradan başlayabilirdik.

Sonra single olarak yayınladığı şarkılarla devam edebilirdik ki hemen hemen hepsi kliplenmişti. Birçok dizide oyunculuk da yaptığını biliyordum, oralara nasıl dahil oldu  mutlaka konuşmalıydık. En son bu ay içinde Dengi Dengine isimli bir başka projede karşımıza çıktı, daha fazla bizi nasıl şaşırtacaktı ve sonrasında daha nelerle karşılaşacaktık. 

Özetle çok keyif aldığım söyleşilerimden biri oldu ki şartlar gereği mail üzerinden gerçekleştirdik. Bir de buluşup konuşsaydık herhalde söyleşiyi beş altı bölüm halinde falan sunabilirdim. Biz yine bir şekilde karşılaşacağız, adını ve şarkılarını daha çok duyacağız inanıyorum. Sözü çok daha fazla uzatmadan sizi söyleşimizle baş başa bırakıyorum ve yeni bir ay yine değerli müzisyenler, keyifli sohbetler ile görüşmeler diliyorum. Yolun hep açık olsun Buğrahan.

Sevgili Özgür Gökberi’ye de buradan selam ve de teşekkürler bu güzel buluşmaya vesile olduğu için. Bu arada söyleşi içinde ismini geçmeyi unutsam da ortak müzisyen dostumuz sevgili Dila Pülatsü’ye de selam olsun, düetlerini ilerleyen satırlarda dinleyebilirsiniz.

Kadri Karahan

 

Zaman çok hızlı geçiyor değil mi? Bir süredir single şarkılarınız ile buluşmaktan keyif alıyoruz ama bunun yıllar öncesi var ki hiç de bir kenara atılacak bir grup değildir control+z ve sizin şarkılarınızı ilk orada dinledik.
Oldukça da ses getirdiğinizi ve sahne aldığınızı hatta yarışmalarda dereceler kazandığınızı hatırlıyorum birlikte. O süreci dinleyelim mi sizden, bu grup nasıl bir araya geldi, beraber geçen o süreç size nasıl bir deneyim sundu, nasıl zamanlardı?

Control+Z üniversite yıllarında kurduğumuz bir gruptu. O zamanlar Edirne’de bir de cover grubumuz vardı. 90’lar sonu, 2000’lerin başında grunge soundlarının son demine yetişmiştik ve cover çalıyorduk. Kendi bestelerimi yapmayı düşündüğüm sırada Control+Z ekibi ile tanıştık ve grubu kurduk. Daha 1 hafta olmamıştı ki bir yarışmaya katıldık ama çok yeni olduğumuz için ve hazır olmadığımızdan netice alamadık. Bir sonraki yarışma olan Battle of the Bands’de ise bölge birincisi olduk ve Türkiye finallerine katılmaya hak kazandık. En sonunda da yarışmayı kazandık. Bu esnada kendi bestelerini yapan ve karşılığını görmeye başlayan biri olmak motivasyonumu da arttırıyordu. İlk albümümüzü yapabildik, hatta CD olarak basılabildiği zamanlardı. Albümde Umay Umay’ın da okuduğu Mete Özgencil şarkısının cover’ı da vardı, hatta Mete Özgencil diğer şarkılarımızı da çok beğenmişti ama grubun ömrü kısa sürdü ve ben solo kariyerime başlamak durumunda kaldım.

 

Biz şimdi çok daha mı öncesine bir yol alsak; şu müziğin ilk kanınıza girmesine, çünkü biyografinize göre gayet normal bir eğitim süreciniz var ve bir anda bir kapı açılıyor şarkılar, gruplar daha sonrası başka başka yolculuklar geliyor peşinden. Bir müzisyen olma hayali hep var mıydı, yoksa her şey bir anda mı oldu?

Müzisyen olma hayalim ortaokulda kafama girmişti. O zamana kadar annemin de etkisiyle evde kardeşimle beraber sık sık müzik dinliyorduk. Yabancı müzik, Türk Sanat Müziği, hemen hemen her şey…Ayrıca dedem de udiydi ve evde epeyce müzikle haşır neşir oluyordum. Kendi kendime de gitar çalıyordum ve yine annemin yönlendirmesiyle de bir kültür merkezinde gitar derslerine başlamıştım. Lise döneminde okuldaki bir etkinliğe katılmış, Teoman’dan “Sus Konuşma”yı seslendirmiştim. O gün insanların ilgisini görüp, alkışlarını duyunca da ok yaydan çıkmış oldu. Çocukluktan beri yazma alışkanlığım da vardı ve kendimce yazıp çizmeye, üretmeye devam ettim. Üniversite’de bir barda çalışıyordum ama müziyen olarak değil. Afiş falan asıyordum. Mekandan arkadaşım bir grubun gitarist aradığını söyledi ve ben grupla yaptığım görüşmede yetemeyeceğimi gördüm. Kendi başıma çalışmaya, çabalamaya devam ettim. Hem enstrümanıma çalıştım, hem repertuar çalıştım ve bir arkadaşımla birlikte Kervansaray Otel’de sahne almaya başladım ve tecrübelendim, daha sonrasında tek başıma başka mekanlarda tek başıma çalmaya, para kazanmaya başladım. Tam o sıralarda, 2021’de Dengi Dengine grubunu kurduğumuz Reşat ile tanıştım ve o zaman Cornershop cover grubunu kurduk. Bu grupta ikiz kızkardeşim de vardı. Çok uzun yıllar Edirne’de başarılı biçimde çaldık, tecrübelendik ve ben daha büyük işler yapma isteğimle İstanbul’a geldim. Edirne’de Bar Fly mekanı, Cornershop grubu dendiğinde halen herkes bilir.

Daha sonrası ilk solo proje “Kal Yanımda” geldi ve şarkı da orada kalmadı o senenin en popüler filmlerinden biri olan “Delibal”ın da soundtrackinde yer aldı. Bir şekilde sizinle ilk karşılaşmamız değildi ama çoğunluğunun sizinle ilk buluşmasıydı bu şarkı ve o dönem size neler hissettirdi? Aslında çok uzakta değiliz altı yıl öncesindeyiz sadece.

“Kal Yanımda” ilk şarkım ve gerçekten Delibal’da yer alması çok büyük bir şanstı. İşlerin nasıl yürüdüğüne dair bir fikrim dahi yokken yazlıktan bir arkadaşım vesilesiyle şarkı Delibal’da yer aldı. Hatta ben ciddiyetini pek anlamamıştım, beklentim yoktu ama gerçekten zaman geçtikçe filmin de ne kadar izlendiğini gördüm ve geri dönüşler hiç ummadığım kadar yüksek oldu. Bu büyük bir şanstı, tesadüftü diyeceğim ama aslında tesadüf de değildi. Yüksek enerjiyle başladığınız bir işte karşılığını mutlaka aldığınız bir ortam oluşuyor. Sonraki şarkılarımda o enerjiyi yakalamaya çalışsam da Kal Yanımda halen en çok dinlenen şarkılarımdan biri. O dönem güzel anılarım da oldu. Filmin setine gittim, Çağatay Ulusoy ile tanıştım, o ortamı tecrübe ettim ve oyunculuk hayatımın tohumları da atılmış oldu.

 

 

Bir albüm gelmiyordu ama sık sık karşılaşmaya başlamıştık sizinle. “Kalbim”, “İstanbul Beni Yordu”, “Sadece Dinle”, “Leyla”, “Karagözlüm” ve devamı daha nicesi. Bir yandan da kendi şarkılarınızı kendinizin yazıyor, besteliyor olmanız, hepsinin kliplenmesi ve doğru sunulması ile her geçen gün dinleyicini kitlenizi de arttırdınız. Yaptığınız müziği tam olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

Bu bir süreç. İlk başladığımda daha agresif bir soundda müzik yapıyordum ama zaman geçtikçe hayata dair şeyler yazmaya başladım. Bu doğal bir süreç olsa gerek. Daha çok aşk şarkıları yazdığım bir dönem de oldu.

Kaybettiklerimiz oldu, onlara dair yazdığım şeyler oldu ve biraz daha naif bir sounda evrildim. Her şarkı kendine göre biricik bir durum ve ön yargılı değilim. Mesela bir ara Can Kesiği, Acımaz ki, İstanbul Beni Yordu, Yetişemedim şarkılarımı daha Türk enstrümanları kullanarak aranje ettim. Normalde daha batı soundunda rock, grunge işler yapıyorken bu aslında bana sorsanız geçmişte imkansız diyeceğim işlerdi. Zaten ne kadar reddetseniz de küçükken dinlediğimiz, yoğrulduğumuz müzikler, kulağımıza çalının bu toprakların sesleri gelip sizi buluyor. Dengi Dengine grubumda da bu oluşumun ve birikimin meyvelerini, etkilerini görüyoruz. Şimdilik biz görüyoruz tabii, yakında sizler de göreceksiniz.

 

Ve yine tüm bu akış size neler katıyordu, bir sonrakine nasıl hazırlıyordu. Burada söz yazarı ve besteci kimliğinizi de konuşalım hatta. Bir şarkı sizin için nasıl başlıyordu, nasıl bitiyordu. İlk kim dinliyordu mesela genellikle nasıl bir hazırlık sürecinden geçiyordu?

Bu birazcık içgüdüsel. Tabii ki kendi kendimi biraz eğittim, daha sonra şan dersleri ve özel dersler aldım. Açıkçası içgüdüsel bu. Ne zaman söz yazacağım, beste yapacağım desem bir iş çıkmaz. Ne zaman akışına bıraksam, sakin olsam ortaya bir şeyler dökülüyor. ‘Sanatçının Yolu’ kitabında okumuştum; aslında bir kaynak var ve siz o kaynaktan akan bilgiyi, birikimi serbest bıraktığınızda o akmaya başlıyor ve siz sadece kalemi alıp, kağıda döküyorsunuz. Genelde ben şarkıları elimde gitarla üretiyorum. Bazen de güzle bir ritim yakalayıp üstüne melodiyi kurguladığım da oluyor. Kısacası ne zaman ne olacağı belli olmuyor. Akışta kalıp gelen sözleri yazmak en güzeli. Öncelikle şarkıları eşime dinletiyorum. Onun gözünden şarkının olmadığını da anlayabiliyorum. Sonra gitarla demo kayıtlarımı yapıyor ve aranje edilmeye hazır hale getiriyorum. Epey bu şekilde şarkım var. Mete Özgencil’den Naylon şarkısını almaya gittiğimde (ki hemen olur demiş, hiçbir bedel de istememişti) “bir şarkıyı çıkarmazsanız insanlar ne kaybeder” gibi derin bir söz söylemişti ve ben de artık hep böyle düşünmeye çalışıyorum. Tabii çok zor insanın kendi yayımlayacağı bir esere aşık olmadan objektif biçimde değerlendirme yapabilmesi ama bu düşünce hali beni daha iyiyi üretmeye itiyor.

 

Ve malum geçtiğimiz sene, hepimizin bir şekilde içine ve evine kapandığı bir zamandı ama iyi ki müzik vardı ve siz de bu süreçte yanımızda olan isimlerdendiniz.

“Can Kesiği” yayınladığınız iki şarkıya eklenen dört yeni şarkı ile EP olarak çıktı karşımıza, peşinden de “Acımaz ki II” ve “Paramparça” geldi. Bir şekilde üreterek bu süreci değerlendirdiniz, Her şeye rağmen hayat sizin için nasıl aktı, bu süreç şarkılarınıza ve hayat akışınıza nasıl yansıdı?

Ben bu konuda şanslıyım çünkü evde müzik yapmaya müsait bir sistemim var. Ek olarak üniversitede öğrendiğim programlar sayesinde demo aşamasına gelene kadar, büyük müzisyenlerin önüne gidene kadar gereken her şeyi kendim yapabiliyorum. Bu süreç söz yazımı ve beste yapmak adına aktif olmamı sağladı ama şarkı içerikleri açısından da depresif ve slow eserler meydana çıktı.

 

Velhasıl bir umutla yeni yılı karşıladığımız günler sizinle daha sık karşılaşacağımızın da işareti sanki. Önce yeni şarkı “Gel Yağmurla” geldi ondan sonra da tamamen sürpriz bir şarkı “Akıl” ve sürpriz bir yan yana gelme.
Reşat Saral ile yan yana gelmeniz sanırım okul sürecinize denk geliyor ve Dengi Dengine o yıllarda doğuyor. 16 yıl geçiyor ve nasıl oluyor da yeniden yan yana geliyorsunuz? “Akıl” o yıllardan bir şarkı mı bir yeniden doğum mu, bu proje devam edecek mi önümüzdeki günlerde?

16 sene evvel üniversitedeyken Reşat ile tanışıp ilk grubumuzu kurmuştuk. Edirne’de Bar Fly’da 4-5 yıl kapalı gişe çalmıştık. Birlikte müzik yapmanın dışında uzun süre de ev arkadaşlığı yaptık. Akıl şarkısının sözü ve müziği Reşat’a ait. Ben 2016 civarı, şarkıyı ilk defa Reşat’ın sesinden duyup çok beğenmiştim. Hem şarkı olarak, hem de tür olarak çok sevmiştim. Birkaç yıl evvel Reşat kafasındakileri bana anlattığında ben seve seve kabul ettim. Dengi Dengine grubu, projesi de tüm hızı, enerjisi ve önemiyle devam edecek. Hem benim bu türde yazdığım şarkılar var, hem de Reşat’ın hazırladığı epey eser var. Zamanla sık sık duyacak, yeni şarkılarımızla da tanışacaksınız.

 

Her müzisyen için çok önemli olan anlardan birine gidelim; bizler de dinleyici olarak orada olmayı çok özledik, ya siz, sahnelerde olmak sizin için nasıl bir soluktu, nasıl bir heyecandı? Yeniden buluşmanın heyecanını iple çekin lütfen ve tüm bu şarkılarınızı baştan sona iyileşir iyileşmez dinleyelim sizden.

Çok teşekkürler. Biz de çok özledik açıkçası. Zaten müzik yapmaya başlamanın en büyük sebeplerinden biri de bunu canlı canlı dinleyiciye ulaştırmak ve paylaşmak. İçinde bulunduğumuz dönemde sadece dijital mecralarda yer alabiliyoruz ve bu bizleri ekonomik açıdan da, manevi açıdan da olumsuz etkiliyor. Bu işlerle çocuğunu okutan, ailesini geçindiren, annesine babasına bakan ve başka geliri olmayan müzisyenler var. Gerçekten büyük bir kesimden bahsediyoruz zira İstanbul’da bu sayı epey fazla. Bu insanlar bu işleri yapabilmek için büyük şehirde gurbetteler. Genelde kendi şehirlerinden ayrılar, uzaklar. Belki memleketlerinde olsalardı tarım veya başka işlerle durumu idare edebilirlerdi ama şu an herkes hem çok zor durumda ve sanat anlamında da, sahne anlamında da, enstürman anlamında da köreliyoruz. Oldukça zor bir dönem ve umarım kafa olarak da sağlıklı kalır, bu kış dönemini atlatır ve konserlere kavuşuruz. Şu an sahneyi hayal etmeyen, o günleri düşünmeyen tek bir müzisyen bile yoktur. Sadece müzisyenler değil, tiyatrocular, sahne alan herkes bunun hayalini kuruyor, o günleri iple çekiyor vaziyette.

 

Müzisyen kimliğiniz bir yana bir de oyuncu Buğrahan var karşımızda ki siz bir de oyunculuk eğitimi aldınız değil mi, tamamen tesadüfen Çukur, Vatanım Sensin, Sen Çal Kapımı, Muhteşem İkili, Kara Sevda, Muhteşem İkili, İki Gözüm Ahmet gibi dizilerde karşılaştık sizinle.
Daha doğrusu izleyenler; ben bu dizilerin hiçbirini maalesef izleme şansı bulamadığım için bu yanınızla tanışamadım ama sizden dinlemek isterim. Oyunculukla nasıl bir dostluğunuz var ve şu anda devam eden ya da yakın zamanda başlayacak olan bir proje var mı?

SAKM Akademi’de oyunculuk eğitimi aldım ve daha sonra SAKM’nin sergilediği bir tiyatro oyununda bir müzisyeni oynadım. Ardından bir müzikalde yer aldım ve ilk dizi rolüm Kara Sevda’da oldu. Bir yol açıldı ve çeşitli yapımlarda yer aldım. Son olarak Sen Çal Kapımı dizisinde Tahir karakterini canlandırdım. Şu an ekibimle değerlendirdiğim bazı projeler var. Hangisi bana bir şeyler katacaksa, gelişimimi sağlayacaksa o projede yer almak istiyorum. Bu gerçekten uzun bir yol ve hiçbir şeyde bitmediği gibi oyunculukta da bitmeyen bir öğrenim, bitmeyen uçsuz bucaksız bir yol var. Mesela şu sıralar Harika Uygur ile chubbuck metodu çalışıyoruz. Bu oyunculuk işi ve eğitimi biraz da aynı takımda futbol oynadığımız Kerem Alışık ve Cansel Elçin sayesinde oldu. O dönem klip çekimlerinde çok rahat değildim ve bu kişilerin yönlendirmelerinin katkısı oldu.

 

 

Söyleşimiz bir gün bir yerde yeniden devam edecek ve eminim daha çok karşılaşacağız ama yavaştan şöyle kısa sorular, yanıtlar yaptığımız bir finalimiz var, teşekkür edelim bize vakit ayırdığınız için ve hemen o bölüme geçelim.
Oyunculukla alakalıydı son sorum. Bir oyuncu olarak bir idolünüz var mı, Benim oyuncum budur dediğiniz bir isim istiyorum?

Christian Bale

 

Aynı soruyu müzik adına sormak istersem bu kez daha da uzun tutabiliriz listeyi, kimler ilhamınızdı, kimleri daha çok dinlediniz, kimler örnek aldığınız isimler?

Teoman, Haluk Levent, Nirvana, Pearl Jam, Ünlü, Şebnem Ferah, Athena, Aşık Veyseli Mor ve Ötesi, Yavuz Çetin gibi isimler hep bana ilham olmuştur. Hiçbir zaman saklamam ve açık açık söylerim. Aynanın karşısında elimde gitar bu isimlerin şarkılarını çok söylemiş ve hayaller kurmuştum.

 

Bir gün birlikte çalışmayı istediğiniz bir müzisyen var mı, hani hayat sizi kiminle buluştursun?

Şebnem Ferah hep aklımdadır, ilk izlediğim konser de Kurban-Teoman-Şebnem Ferah konseriydi. O gün büyülenmiştim, halen de Şebnem Ferah dinleyince, izleyince büyülenirim.

 

Bu süreçte peki cover şarkılarla aranız nasıl oldu?

Mete Özgencil – Naylon (Control+Z ile) ve Kerim Tekin – Karagözlüm

İsterseniz bu soruyu çıkartabiliriz ama cevaben şunu söyleyebilirim. Keyif aldığım şarkıları sahnede coverlamanın dışında 2 tane şarkıyı da farklı dönemlerde resmi olarak yorumlamıştım. Bu coverları icra ederken asla ticari bir fayda veya beni bir yerlerlere getirsin beklentisi olmadı. Sığındığım bir şey değil, aksine manevi ve keyfi bir yaklaşımdı.

 

Çok zor bir soru sorayım mı? Bugüne kadar yayınladığınız şarkılar içinde “şu benim için çok özel bir yerde duruyor” dediğiniz var mı? Özel dedik ama varsa da hani öğrenelim mi?

‘Leyla’ şarkısı benim için çok özel çünkü yaşadığımız acı bir kayıp üzerine yazdığım, yeri bende daima ayrı olan bir şarkımdır.

 

Müziği dinlemek sizin için en çok hangisinden daha keyif oldu. Plak, kaset, CD, dijital?

Çok plak kültürüm yok. O dönemleri yakalayamadım, şimdilerde de pek eğilemedim. Cevabım kaset. En çok kasetlerle haşır neşir oldum. Kopan bant tamir edip şarkı dinleyecek kadar, kayıt yapacak kadar mesaim oldu kasetlerle.

 

Son zamanlarda konuklarıma sormaktan çok keyif aldığım soruda sıra. Genellikle hangi şarkılar tarzınız ama bir isim de söyleyin ve bizi şaşırtın, onu ve şarkılarını da dinlemeyi çok seviyorum deyin mesela :)

Müslüm Gürses çok severim. Bu son dönem Müslüm Gürses hayranlığı ile karışmasın. Eskiden babamın konfeksiyon atölyesine yardıma giderdim ve o dönemlerde çok fazla arabesk müziğe kulağım aşina oldu. O zaman dahi Müslüm Gürses’in sesi bende büyük hayranlık uyandırmıştı. Sesinin tokluğu, seçilebilirliği, gür oluşu bende gayet güzel yer etmiştir ve geçmişten beri Müslüm Gürses dinlemekten büyük keyif duyarım.

Günümüz müzik dünyası çok hareketli ki her gün bu sayı daha da artıyor. Son zamanlardaki bu hareketliliği nasıl tanımlıyorsunuz, yetişebiliyor musunuz siz dinleyici olarak?

Artık herkes şarkı yayımlayabiliyor ve bu çok kolaylaştı. Ben bunun faydalı olduğu görüşündeyim. İyi işler de var, kötü işler de var ama nihayetinde seçenek çok. Daha fazla ürün ve kamuoyu mevcut. Yemek yemek, içmek gibi. Fast-food da tecih edebilirsiniz, çok kaliteli bir yemek de yiyebilirsiniz. Ne dinleyeceğimizi seçebileceğimiz büyük bir havuz oluştu ama diğer yandan da bu işe gerçekten gönül verenlerin hak ettiklerini bulabildikleri bir ortam ve müzik dünyası diliyorum.

Sorularımız yine uzayacak gibi hemen finale geliyorum :) Şu an yani bu sorulara yanıt verdiğiniz gün nasıl bir ruh hali içindesiniz, bu hali tanımlayan bir şarkı seçin ve biz de söyleşimizi onunla tamamlayalım.

Şu an ikiz kardeşimin evindeyim ve içerisi curcuna. Ben bir odaya attım kendimi ve soruları sesli olarak yanıtladım. Yazma işini Özgür hallediyor Aslında çok güzel bir gün geçiriyorum. Annem, anneannem, kardeşim, eniştem, ve yeğenim ADA var ve 3 yaşına girecek 25 Şubat’ta. Hediyeler aldık, keyifli bir hafta oluyor. Bu yüzden yeğenim ADA’nın en sevdiği şarkı olan Frozen animasyon filminden “Let it Go”’yu seçiyorum. Çok teşekkür ediyorum Kadri. Sen ve senin gibi değerli insanların gerçekten müziğe önemli katkılar sağladığını ve yardımcı olduğunu düşünüyorum. Umarım bir sonraki sefer, sağlıklı bir ortamda, yüz yüze bir röportaj yapıyor oluruz.

 

 

Evimde hala aldığım tüm kasetler durur ve garip gelebilir ama çoğunu da nerden aldığımı anımsarım. Bazılarının üzerine tarih atmışlığım da vardır. CD’ler dönemi başlayınca ki başta çok ısınamadığımı bilirim sanırım çok önemsediğim bir şey olmadı bu; şu an onların da hepsi evde durur, kimini yayınlanan şirketlere göre sıralamışımdır. Mesela Ada, Kalan, Ahenk gibi firmaların işleri hep özeldir benim için. Kimi enstrümantaller kimi yabancılardır, kimileri seri olanlardır; mesela Sezen, Nazan, Candan gibi isimlerde boş geçmişliğim olmamıştır.  Bir de gruplar kategorim vardır.  Bu hafta konuğum son günlerde ismi ve müziği ile çok sık karşılaştığım Buğrahan Çayır olsun istedim. Uzun bir süredir şarkı…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.9 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*